Afşar Hanedanlığı

/
0 Comments




Afşar Hanedanlığı



Afşar Hanedanı (Farsça: سلسله افشار), 18. yüzyılda İran'a hâkim olmuş Horasanlı bir Türk hanedanıdır. Bu hanedan döneminde, Sasani İmparatorluğu'ndan sonra bu yörenin en büyük İran devleti konumuna gelmiştir.
Hanedanlık 1736 senesinde kendisini İran Şahı ilan eden Nadir Şah tarafından kurulmuştur. Kısa bir süre sonra Afganlara karşı savaş açılarak Kandahar fethedildi. 1738'de Hindistan ülke topraklarına katılarak Delhi kentine girildi, savaş ganimeti olarak aralarında efsanevi Tavuskuşu Tahtı ile Koh-i-Nur elmasının da bulunduğu zengin bir servet ele geçirildi. Hindistan ganimeti o kadar zengindi ki, Nadir Şah seferden döndükten sonra üç yıl boyunca İran'da vergitoplamaya ara verdi.
İlerleyen zaman içinde Nadir Şah fetihlere devam etti, Meşhed kentini başkent yaptı, sırf Afganların gönlünü almak için Şiilik yerine Sünnilik'i destekledi.
1747’de Nadir Şah Afşar’ın öldürülmesinden sonra İran'da hakimiyet kurma mücadeleleri yeniden başladı.



Afşar Hanedanlığı Hükümdarları


  • Nadir Şah (1736-1747)
  • Adil Şah (1747-1748)
  • İbrahim Afşar (1748-1748)
  • Şah Ruh (1748-1796)

Nadir Şah


Kaynakların çokluğuna rağmen Nadir Şah Avşar devrine ait çalışmalar oldukça
azdır. Nadir Şah ve bu arada O’nun dönemindeki Osmanlı-İran mücadeleleri hakkında
Avrupalı ve İranlı araştırmacılar tarafından bir takım çalışmalar yapılmıştır. Bu
çalışmalarda son yıllarda bir artış görülmekle birlikte bunların yeterli olduğu
söylenemez. Ancak ülkemizde umumi tarih çerçevesi haricinde konu ile ilgili müstakil
bir telif eser bir tarafa, merhum Faruk Sümer’in muasır ve telif bazı kaynaklardan
istifade ederek yazdığı kısa fakat değerli birkaç çalışması dışında eser
bulunmamaktadır.
Umumi tarih çerçevesinde olmak üzere İsmail Hakkı Uzunçarşılı38 ile Baron
Joseph Von Hammer’in eserleri, XVIII. yüzyılda Osmanlı-İran muharebelerine dair
verdikleri bilgiler bakımından önemlidir. Prof. Dr. Mehmet Saray da son yıllarda Türkİran
ilişkileri ile ilgili olarak genel mahiyyette yayınlarda bulunmuştur.
Batılı araştırmacılardan Vladimir Minorsky’nin Nadir Şah’ı konu alan
çalışmasında O’nun ortaya çıkışından ölümüne kadar daha çok askeri faaliyetleri
anlatıldığı gibi konu ile ilgili bibliyografya da verilmiştir. İslam Ansiklopedisi “Nadir”
maddesini de müellif yazmıştır42. V. Minorsky’nin Avrupa ve İran kaynaklarından
istifade ederek yaptığı çalışmaları kıymetli ise de yeterli olduğu söylenemez. Çünkü adı
geçen yazar Türk kaynaklarını görmemiştir.

Tebriz'i ele geçirdikten sonra Nahçivan, Revan (Erivan) taraflarına yürümeye hazırlanan
Nadir, bu sırada Meşhed'de bulunan oğlu Rıza Kulu Mirza’dan iki mektup aldı.
Mektuplarda Kandahar hakimi Sultan Hüseyin’in kışkırtmalarıyla isyan eden Abdali
liderlerinden Zülfikar Han, vaktiyle Nadir'in Herat valiliğini tayin ettiği Allahyar Han’ı
bertaraf edip, Herat’a hakim olduğu, daha sonra da Meşhed üzerine yürüyerek Meşhed
surları önünde Nadir’in kardeşi Meşhed valisi İbrahim Han’ı mağlup ettiği, Meşhed'in
imdadına gelinmediği takdirde şehrin Abdalilerin eline geçeceği belirtilmekteydi.

Osmanlı- İran hududundaki son gelişmeler üzerine Osmanlı efkar-ı umumiyesi, bu meselenin
muharebesiz halledilemeyeceğini anlamıştı. O sebeple İran'a karşı yeniden savaş hazırlıklarına başlanmış; vilayet ve sancaklardaki alakalılara emirler gönderilerek padişah III. Ahmet’in 1730 yazında bizzat sefere çıkacağı ve bu hususta hazırlık yapılması emredilmişti. İstanbul’da da hazırlıklar yapılmaktaydı. 
Temmuzda yirmi tug-ı humayun Üsküdar’a nakledilmişti. Rumeli’den ve imparatorluğun diğer muhtelif sancak ve vilayetlerinden gelen kuvvetler durmadan Anadolu yakasına naklediliyordu. Bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Padişahın Üsküdar’a geçme zamanı gelince bizzat sadrazam saraya giderek “Herşey hazır vakt-ı hareket geldi sa’adet buyurun” deyince padişah birkaç saat tereddütten sonra “sefere gitmeyeceğim” cevabını vermişti. Nihayet padişah, yeniçerinin isyanı muhtemel olduğundan istemeyerek
de olsa Üsküdar’a geçmişti. Fakat 4 saat süren muhteşem geçit törenine rağmen senelerce rahata alışan padişah, seferden vazgeçti. Bu sırada İstanbul’daki dedikodular ve gizliden gizliye yapılan propagandalar Sadrazam İbrahim Paşa aleyhine gelişiyordu. Mamafih, Tebriz muhafızı Kara Mustafa Paşa’nın emrindeki 32 bin askerle İstanbul’dan aldığı emirle geri çekildiği, Tebriz'in Nadir tarafından işgali sırasında yaptığı katliam ve 300 kişinin burun ve kulaklarını kestirerek İstanbul’a gönderdiği, Nadir'in Nahçivan, Revan taraflarına yürüdüğü şayiaları ve hatta Sadrazamın Kirmanşah ve Tebriz'i Acem’e sattığı söylentileri İstanbul’da ciddi bir buhran havası estirdi. Esasen bu gelişmeler daha önce var olan kaynaşmaları son haddine ulaştırmış, bardağı taşıran son damla olmuştur. Nitekim yeniçerinin 28 Eylül
1730 Perşembe sabahı Orta Camii’ne ve etrafına kağıtlar dağıtarak başlattıkları hareket, tarihte “Patrona İsyanı” olarak zikredilen isyanı ve III. Ahmet’in tahttan indirilmesine, Damat İbrahim Paşa’nın da asilerce parçalanmasına sebep oldu. Patrona İsyanı hakkında daha geniş bilgi için Bkz: Destari Salih, Destari Salih Tarihi, yay. B. S. Baykal, Ankara1962; Abdi, a.g.e., s.29 vd.; M. Aktepe, Patrona İsyanı..., s.91 vd.



Nadir Avşar’a Suikast ve Öldürülmesi

Geçmişte kendisine çok şey yaptığı Ali Kulu Han’ın isyanına çok kızan Nadir Şah, hem Ali Kulu Han’ı hem de Habuşan’da at sürülerini yağmalayan Habuşan Kürtlerini cezalandırmak üzere 16.000 kişilik ordusuyla Meşhed'den ayrıldı. O, Meşhed'den ayrılmadan önce kendisi ve ailesi aleyhine gelişen durumu fark etmiş olmalı ki, oğullarını ve torunu Şahruh Mirza’yı hazinesi ile birlikte Kelat’a gönderdi. 19 Haziran 1747’de Habuşan’a gelen, Nadir Şah, ordugahını Fethabad’a iki fersah mesafede kurdu. Burada bulunduğu sırada emrinde bulunan ve kendisini canı gönülden destekleyen, Abdali ve Özbek ileri gelenleri ordudaki kızılbaş ileri gelenlerinin idam edilmesini teklif ettiler. Bu haber ordu içinde duyulunca Şii ileri gelenleri ile ordudaki bazı hanlar endişeye düşerek, Nadir Şah'ı öldürmeye karar verdiler. Nitekim, bir gece Kaçar Muhammed Han, Salih Han, Muhammed Han, Urumiye Afşarlarından Koca Bey, Gündüzlü, Eberlü Afşarlarından Musa Bey ve 70 kadar kişi Nadir Şah'ın ordugahına doğru ilerlediler. Ancak suikastçılar Şah'ın yattığı çadıra yaklaştıkça, çoğu Nadir Şah'tan korktuklarından çadıra girmeye cesaret edemediler. Sadece Muhammed Han Kaçar, Salih Han ve bir başka cesur kişi görevli nöbetçileri boğazlayarak, Şah'ın çadırına girdiler. Suikastçıları görünce bir anda yatağından fırlayan Nadir Şah, Salih Han’a küfürler yağdırıp kılıcını çekerek suikastçilerin üzerine atıldı. Fakat, ayağı çadırın bağlarından birine takılarak düştü. Nadir Şah, ayağa kalkmadan Salih Han kılıcıyla O’nun ellerinden birini kesti. Muhammed Kaçar Han da başını kesti. Suikastten sonra başı tacıyla birlikte 20 Haziran 1747’de yeğeni Ali Kulu Han’a gönderildi. Nadir Şah'a suikast sırasında karargahta büyük bir karışıklık meydana geldi. Haberi öğrenen Abdali komutan Ahmet Şah, emrindeki 4.000 askeriyle süratle suikastın düzenlendiği yere hareket etti. Ancak 6000 kızılbaş yolları tutmuştu. Buna rağmen Ahmet Şah, karargaha kadar ilerlemeyi başarmıştır. Daha sonra da Kandahar'a çekilmiştir. Tarihin ne garip cilvesidir ki, suikastçilerin bir ikisi hariç, geri kalanı Nadir Şah'ın kendi boyu olan Afşarlara mensup idiler. Onlar Nadir Şah tarfından yetiştirilip bu mevkilere getirilmişlerdi. Aslında bu emirlerin hükümdarlarını
öldürmelerinin sebebi sadece kendi hayatlarını tehlikede görmeleri de değildir. Bunun
yanında Nadir Şah'ın yeğeni Ali Kulu Han onları tahrik etmiştir ki, Hanway’ın ifadesine inanılacak olursa Ali Kulu Han, amcasının katlinden sonra, O’nu kendisinin öldürttüğünü itiraf etmiştir




Bunlara da göz atabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Mitoloji Kervanı. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Google Analytics