Afşar Hanedanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Afşar Hanedanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uzunyayla ve kaderin cilvesi...
Uzunyayla'yı bilir misiniz bilmem. Kayseri - Sivas arasındaki geniş arazi. Bu arazi bir zamanlar 19.yy 'da ormanlarla kaplıymış. Bu arazi, Avşarlar'ın yaylası durumundaymış. Avşarlar, yazları hayvanlarıyla Uzunyayla'ya çıkar. Kışları da Çukurova'da geçirirlermiş. Yıl, 1850'lerin sonuna geldiğinde, kader iki toplumu bu bölgede karşı karşıya getiriyor. Her iki toplum da yenilmiş, ezilmiş, büyük çatışmalardan, kargaşadan, savaştan çıkmış.
Bu iki toplum, Avşarlar ve Çerkezler'dir. Kısaca bu iki toplumu Uzunyayla'da karşı karşıya getiren tarihi sürece değinmek istiyorum.
Çerkezler, Kafkasya bölgesinde yaşayan bir topluluktur. Ruslara karşı bağımsızlık mücadelesi vermektedirler. (19.Yüzyılın ortaları) Şeyh Şamil ve Hacı Murat gibi savaşcıların başarıları, Çerkezlerin yenilmesini engelleyememiştir. Ruslar çok acımasız davranarak, Çerkezleri yurtlarından atmışlardır. Batılı toplumlar ve o zaman güçsüz olan Osmanlı bu olaylara seyirci kalmıştır.

Tarihin en büyük göçlerinden biri başlamıştır. Çerkezler bu göç sırasında çok acılar yaşamışlar çok kayıplar vermişlerdir. Osmanlı devleti kendine sığınan bu acılı toplumu,  Anadolunu'nun ve Suriye'nin değişik bölümlerine yerleştirmiştir. Bu yerleştirme yerlerinden en önemlisi de, Avşarlar'ın yaylası olan Uzunyayla'ya  yapılmıştır.
Gelelim, diğer mağdur duruma düşen Avşarlar'a: Avşarlar, Türklerin en büyük boylarından biri ve tarihte bir çok devlet kurmuş Türk Boyudur. İran'da, Azerbeycan (Karabağ), Karaman' da devlet kurmuş bir topluluk. Yerleşik düzene yavaş yavaş geçen bir topluluk.

Güney bölgemizde yaşayan Avşarlar'ın çoğunluğu göçebe yaşamını devam ettirmektedirler o zamanlar. İlkbahar ve yaz aylarında hayvanlarıyla, Uzunyayla'ya çıkmaktadırlar. Tek geçim kaynakları hayvancılıktır. Kış mevsimi gelince de Çukurova'ya inmekteler. Osmanlı, Avşarları yerleşik düzene geçirmek istemektedir.
O zamanlar Çukurova bataklık, sıtma, kolera (gecebaş) her türlü hastalığın kol gezdiği yer. Yerleşik düzene geçmek, Çukuova'ya yerleşmek, göçebe yaşama alışmış bir topluluk için ölüm fermanı gibidir.
Padişahın çıkardığı fermana karşı çıkarlar. Avşar Ozan Dadaloğolu, bu karşı çıkışı şu sözleriyle dile getirir:
" Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Hakkımızda devlet vermiş fermanı
Ferman padişahın, dağlar bizimdir."
Bu tarihlerde her cephede yenilen Osmanlı, en güçlü ordusunu Avşarlar'ın üstüne gönderir. Avşarlarla, Osmanlılar arasında çok kanlı savaşlar olur. Neticede, Avşarlar çok büyük kayıplar vererek yenilirler.

Dadaloğlu yenilgiyi şu dizleriyle anlatır.
" Derviş Paşa yıktı yıktı illeri
Soldu bütün yurdumuzun gülleri
Karalar giydikte attık alları
Altınımız geçmez akçe tunç oldu

Derviş Paşa gayri kına yakınsın
Böbürlensin dört bir yana bakınsın
Amma bizden gece gündüz sakınsın
Öç alırız ilk fırsatı bulanda"
Avşarlar yenilince, Osmanlı Avşar'ı zorla iskân (yerleştirme) yapıyor. Aynı dönemde, Kafkaslardan gelen Çerkezler de yerleştirmeye tabi tutuluyor. Avşarlar'a karşı tarih boyunca düşman olan Osmanlı, Avşarlar'ın yurtlarına, yaylalarına Çerkezler'i yerleştiriyor. Avşarlar'a kala kala kıraç dağlar tepeler kalıyor. Hayvanlarını otlatacak alan bulamıyorlar. yoksullukla başbaşa kalıyorlar.
Aynı dönem Uzunyayla'ya gelen Çerkezler için de zor günler başlıyor. Böylece, Çerkezlerle Avşarlar komşu oluyorlar. Çerkezler, tarlalardan yemek için ot - yemlik- toplayan Avşar kadınlarını gördüklerinde önce çok yadırgıyorlar. Avşarlar da şimdiye kadar o bölgede görmedikleri insan tiplerini gördükçe onlar da bir tuhaf oluyorlar. Kendilerini savaşta yenen, darmadağın eden, gelinleri dul bırakan, padişahtan medet umurak ona sesleniyorlar.
Yedikleri darı
Giydikleri deri
Gözü gö, benzi sarı
El- aman padşahım
Sür gitsin geri.
Zaman içinde Avşarlar yeterli otlak bulamadıklarından, hayvancılığı bırakıyorlar. Tarımdan da anlamadıklarından, verimsiz arazilerde yoksullukla başbaşa kalıyorlar. İlk başlarda Çerkezlerle bir çok kavgaları oluyor. Zamanın yönetimleri de Çerkezlerden yana tavır alıyor. "Sefalet, asaleti bozar." Avşar sözü, o zamanlardan kalma. Durumu anlatması bakımından önemli bir söz.
Çerkezlerle, zaman içinde kavgalar biter, az da olsa bir yakınlaşma olur. Birbirlerinin gelenek ve göreneklerini de öğrenirler.

Avşarların düğünleri dernekleri cirit oyunları, yumruk (yumsuk) oyunları, halayları çok ünlüdür. Avşarların önemli bir geleneği de ağıtlardır. Ölülerin arkasından doğaçlama olarak söylenen uyaklı sözlerdir. Ağıt konusunda, Avşarların şu sözü ünlüdür. "Ölümden değil, ağıtsız ölmekten korkarım" Özellikle Avşar kadınları çok güzel ağıtlar yakarlar. Bunlardan, Sindelli Kara Zala, Paşalılı Cemile, Kurtlar köyünde Mehdi nine, Hassa köyünden Kamer Karı...
Günün birinde, köyün birinde bir Çerkez Beyi ölür. Çerkezlerin ağıt geleneği yoktur. Avşarlar'ın çok iyi ağıt yaktıklarını bilirler. Kendi beylerine ağıt yakması için, yakın köyün ünlü ağıtçısı, Kamer Karı'yı çağırırlar. Kamer Karı, ölü evine gelir. Sağa döner, sola döner bir türlü doğaçlama yapamaz. Biraz duygulanması ağlaması gereklidir. En sonunda dayanamaz ve dilinden şu sözcükler dökülür:
"Ne diyeyim de ne söyleyem,
Ölü bizim olmayınca
Birer birer tükenir mi
Kırkı birden ölmeyince"
Avşarlar, her acıda, her savaşta ağıtlar yakmışlar.

"Sarıkamış Altınbulak
Soğanlı'yı biz ne bilek
Bizim uşak böyle gezer
Ağlı zıbın, kara yelek

İbrişimin kozaları
Battı Avşar kazaları
Sarıkamışta kırıldı
Gonca gülün tazeleri

Yüzbaşılar yüzbaşılar
Tabur taburu karşılar
Yağmur yağıp gün değince
Yatan şehitler ışıldar."
Yazımızın başında, kader iki toplumu karşı karşıya getirdi demiştim. Yıllar geçti şimdi bu bölgelerin nüfusu azaldı. Çerkezler göçtüler, Avşarlar göçtüler. Hayvancılık kalmadı, Çerkez atları da. Bir zamanlar yılkı atlarıyla dolu olan Binboğalar şimdi bomboş.
İki toplum da eğitime çok önem verdi. Eğitimli insanlar ülke kalkınmasında çok önemli görevler aldılar almaya devam ettiler. Avşarlarla, zaman içinde kırgınlıklar kalmadı. Avşarlar erkek çocuklarının adını " Çerkez" bile koydular. Bir Çerkezle, Avşar bir araya geldiğinde anlatacakları çok şey vardır. Çerkez hemen Avşar'ın biri derken, arkasından Avşar da Çerkez'in biri diye başlar.
Bu konuda anlatılacak yazılacak çok şey var. Acılar, yoksulluklar, başta birbirini sevmeyen toplumu birbirine dost yapmıştır. Zaten kader onları bir araya getirmişti.


Avşar Obası ve Avşarlar


Avşar boyu Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuz Türklerinin 24 boyundan biridir. Bu boyların Bozoklar kolundan (sağ kolundan) Oğuz Kağan'ın oğlu Yıldız Han'ın dört oğlundan en büyüğü olan Avşar'ın soyundan gelir. 

Avşar Boyunun Tarihi 



Avşarlar, Orta Asyada iken, Dede Korkut destanlarında Oğuzeli diye geçen Sir-Derya bölgesinde yaşamışlardı. Büyük göç ile birlikte Huzistan, Horasan yoluyla, bir grup da Irak, Suriye yoluyla Anadolu'ya gelmişler, bu arada İran, Irak Suriye, Afganistan ve Azerbaycan'a da yayılmışlardır. Avşarlar, Oğuz'un öteki torunları Kınıklar ve Kayılar gibi devlet kurmuş, büyük hükümdarlar ve sülaleler yetiştirmişlerdir. Karamanoğulları, Akkoyunlular, Aksungurlular, Özeroğulları, Sırkıntıoğulları, Karsantıoğulları, Küçük Ali Oğulları ve Kozanoğulları gibi, Avşarlardan kurulu, ya da onların güçlü desteği ile yaşamış sülaleler de bulunmaktadır. 

İslamiyet'in kabulü ile birlikte özellikle Gazneli Mahmut zamanında Oğuzlar'a Türkmen denmeye başlanmıştır. Türkmen, müslüman olan göçebe Oğuzlar'ın ikinci adıdır. 

Malazgirt Savaşı'ndan sonra, Anadolu’ya Türkmenlerle beraber göç eden Avşarlar, Anadolu Selçuklu Devleti’nin uç bölgelerine yerleştirilmişlerdi. Genel olarak, Anadolu’da yerleşim yerleri arasında Avşar adı, Kayılardan sonra ikinci sırada gelmektedir. Bu yer adları, Avşarların, Anadolu coğrafyasının fetih ve iskanında Kayılar ve Kınıklar gibi birinci derecede rol oynadıklarını göstermektedir. 

Avşarlar Türk tarihinin farklı aşamalarında kendilerinden söz ettirmişlerdir. Bu aşamalar aşağıdaki maddelerde toplanabilir. 

Büyük Selçuklu Devleti'nin bölünerek zayıflamasından sonra, 12. yüzyılın ilk yarısında bir süre bağımsız, bir süre de Irak Selçuklularına bağlı şekilde sürdürdükleri beylik. 
Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşundan önce, diğer Oğuz boyları ile beraber Avşarlar da Kıpçak Çölünde yaşarlardı. 1135-1136 yıllarında, reisleri Arslanoğlu Yakup Bey kumandasında güneye inerek Huzistan’a yerleştiler. Yakup Bey’den sonra Avşarların başına Küşdoğanoğlu Aydoğdu geçti. Şumla lakabıyla anılan bu bey, Büyük Selçuklu Devleti’nin zayıflamasından faydalanarak, Huzistan’da Selçuklu hakimiyetine son verdi ise de, 1159’da Irak Selçuklu Devleti sultanı Melikşah gelerek tekrar Huzistan’a hakim oldu. Bu devrede, Şumla da Melikşah’ın hizmetine girdi. 1194 yılında, Abbasi halifesi En-Nasır li-Dinillah, veziri İbn-ül-Kassab kumandasında Huzistan bölgesine bir ordu gönderdi. İbn-ül-Kassab, Huzistan’ın başşehri Tuster’i ve birçok kaleleri zaptettikten sonra, Şumla’nın ailesini ve çocuklarını toplayıp Bağdat’a götürdü. Böylece Huzistan’daki, Avşar Şumla ve oğullarının hakimiyeti sona erip, ülke, halifenin topraklarına katıldı. 

Çeşitli kaynaklar, Karamanoğulları Beyliğini kuran ailenin, Avşar boyuna mensup olduğu belirtmektedir. 
Germiyanoğulları Beyliği Avşar boyundandır. 
İran tarihi ve dolaylı şekilde de Osmanlı tarihi üzerinde önemli rol oynayan Avşarlar ise Anadolu’ya 13. yüzyılda göç edenlerdir. 
Değişik aşiretlerden oluşan Koçgiri´nin de aslen Sis Avşarlardan olduğu tespit edilmiştir. 
Bu ikinci göç hareketi sırasında Anadolu’ya gelen Avşarların bir bölümü, daha sonra Akkoyunlu Devleti'nin kuzeybatı İran’ı ele geçirmesi üzerine, Mansur Bey önderliğinde İran’a giderek Huzistan’a yerleşmiştir. Anadolu’da kalanlar ise; daha çok Malatya ve Doğu Anadolu’da bulunuyorlardı. 

Kalanlardan büyük bir bölümü, Osmanlı Devleti ile Anadolu Türklüğü arasında büyük bir mücadeleye ve Türklerin Anadolu'dan kısmi bir tersine göç hareketine sahne olan ve 16. yüzyılın başlarında yine İran’a göçerek Urmiye’den Herat’a kadar olan geniş bir bölgede yerleşmişlerdir. Safevi hükümdarı I. Şah İsmail bu Avşarları özellikle Horasan sınırını korumakla görevlendirmiştir. Daha sonra, 1736'da Nadir Şah bu Avşar boyları ile Afşarlar hanedanını kurmuştur. 

İran Afşarları; Mansur Bey Afşarları, İmanlu Afşarları, Alplu Afşarları, Usalu Afşarları, Eberlu Afşarları olmak üzere, başlıca beş büyük obaya ayrılmaktaydı. 

Safeviler'in zayıfladığı bir dönemde, Afşarların lideri Nadir; Afşar, Celayir ve diğer Türkmenleri etrafında toplamış ve Şah II. Tahmasp’ın hizmetine girmiştir. İran topraklarından Afganları çıkarınca, nüfuzu artmış, II. Tahmasp’ı tahttan indirerek yerine III. Abbas’ı şah yapmiştır. Kendisini de saltanat vekilliğine getirmiştir. 1736’da da kendi şahlığını ilan etmiştir. 1737’de Hindistan seferine çıkarak Delhi’ye kadar ilerlemiştir. Bir suikasttan sonra, idareyi sertleştiren Nadir Şah, Afşar ve Kaçar Beyleri tarafından öldürülmüştür. Horasan’ı yöneten torunu Şahruh’un ölümünden sonra, İran'da Avşar egemenliği sona ermiştir. 

İran Afşarları, günümüzde, Urmiye gölünün kuzey batısında Hemedan, Kirmanşah, Nişabur, Kerman’ın güneyinde dağınık halde yaşamaktadırlar. 

Avşarlar, nihayet, 18. yüzyıl ve 19. yüzyılda ve özellikle Anadolu'nun güney bölgelerinde Bozdoğan, Melemenci, Sırkıntı, Kırıntı, Karsantı, Cerit gibi Türkmen boylarıylaOsmanlı Devleti'nin iskan politikasına karşı Dadaloğlu tarafından ölümsüzleştirilmiş direnişleri ile de kendilerinden söz ettirmişlerdir. 

Anadolu Avşarları'nı iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup, Selçuklular zamanından itibaren Anadolu'nun çeşitli illerine dağılmış, çok eskiden yerleşik hayata geçmiş olan gruptur. Germiyanoğlulları, Karamanoğulları gibi. 

İkinci grup ise, 1865 yılına kadar, güney Anadolu'da göçebe hayat sürmekte iken, bu tarihten sonra yerleşik hayata geçen Avşarlardır. 

Türklerin tarihi coğrafyası içinde pek çok yer bu ismi taşımaktadır. Ayrıca yaygın bir soyadı olarak günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde yerleşik olmalarına rağmen, bir kısmı, adetlerini halen devam ettirmektedirler. Bugün Kayseri’nin Sarız ve Pınarbaşı ilçelerine bağlı çok sayıda köy ile, Pınarbaşı'nın Pazarören beldesi ve bu belde çevresindeki köylerinden pek çoğu, Kayseri ilçesi ve Tomarza’nın Toklar beldesi çevresindeki köylerin yarıdan fazlasında Avşarlar yaşamaktadır. Sivas'ın Gürün ilçesi civarında da bir çok Avşar bulunmaktadır. Örneğin Gürün'ün Sarıca köyünde Avşarların Reyhanlı kolunun devamı vardır (Tökler Ailesi). Kahramanmaraş'ın ANDIRIN İlçesinde Avşarlar yaşamaktadırlar. Ayrıca Adana’ya bağlı Mağara ilçesi köylerinden Ayvad ve Ağdaşalanı köyleri de, Avşarlar tarafından iskân edildiği gibi, Çukurova’da mevcut bazı Avşar köylerinden başka, Kastamonu, Bolu, Muğla, Denizli, Isparta ve Antalya, Çorum ( Örn. Çorum ili Kargı ilçesi Avşar Köyü ) Konya ili taşkent ilçesi yörelerinde pek çok Avşar köy adına rastlanır. Balkanlarda da Avşar boyuna mensup insanlar vardır,fakat bu aileler,17. ve 18.yüzyılda sürgün yoluyla buraya yerleştirildikleri için toplu halde yerleşmemişlerdir,ve zamanla Balkanlardaki diğer Oğuz boylarının,özelliklede Çepnilerin arasına karışmışlardır.Bulgaristan'da Deliorman bölgesinde ve Makedonya,Kosova civarında dağınık şekilde yaşarlar. 

Anadolu'daki en güçlü Türkmen aşireti olduğu ve Devlet yönetmiş sayılı aşiretlerden olduğu kayıtlarda yer alan Avşarlar ( Afşarlar ), İran Devletinin başına Safevilerden sonra geçen ikinci Anadolu kökenli Türk-Alevi-İslam Aşiretidir.Günümüzde Anadolu'nun doğusunda bazı Avşar aşireti mensupları 16. yy.'daki siyasi nedenlerden dolayı zamanla Kürt kimliğine bürünmüştür.Ve bu zamanla bir köken yanılgısına dönüşmüştür. Sonuçta Oğuz boylarından biri olan ve Anadolu'nun Türk-İslamlaştırılmasında büyük rol oynayan bu aşiret geniş bir bölgenin tarihinde belirleyici unsur olmuştur


AVŞAR ADI VE MANASI
Avşar boyunun adı Kaşgarlı Mahmut (XI. yy) ve Fahrettin Mübarek Şah (XIII yy) listelerinde Afşar; Reşidüddin (XIV. yy başı) ile ona dayanan Yazıcı-oğlu (XV. yy) ve Ebulgazi Bahadır Han (XVII. YY) listelerinde Avşar olarak geçer. Moğol istilasından önceki Vakayinamelerde de Avşar şeklinde rastlamak mümkündür. XIV ve XVII. Yy ’larda Anadolu’da her ikisi de görülmekle beraber Avşar adı daha çok yaygındır ve telâffuz şekli zamanımızda ülkenin her yerinde Afşar’ın yerini almıştır. Buna karşılık XVI. Yy ’dan beri İran kaynaklarında Afşar şeklinde yazılır ve halen de bu boya mensup oymak ve köylülerce Afşar olarak söylenir.[1] 
Kaşgarlı Mahmut kabile olarak diğer Oğuz boyları ile birlikte 6. sırada Afşar olarak bahseder.[2] Reşidüddin’e göre Avşar, hükümdar çıkarmış 5 boydan (diğerleri Kayı, Yazır, Bey dili, Eymür. Bunlardan sadece Eymür Üç-Ok’lardandır) birisidir.[3] Manası ise “çevik ve vahşi hayvan avına hevesli”dir.[4] Yazıcı oğlu Ali’de “cüst-ü çalak ve ava, canavara ve kuşa hevesli” manasını vermektedir.[5] Ebulgazi Bahadır Han’da manasını “işini ıldam (çabuk) işleyici” olarak verir.[6] 
Çağdaş bilginlerden Wambery ise Avşar adına bir yerde “toplayıcı” diğer bir yerde ise “zaptiye neferi, mübaşir” manasını vermektedir. G. Nemeth’de Avşar’ın “Avş” fiilinden geldiğini bunun da Kırım-Kazak Türkçe’sinde “müsaade etmek ve itaat etmek” manasına geldiğini, dolayısıyla Afşar’ın “itaatli” manasında olduğunu söylemektedir.[7] Zeki Velidi Togan’da Avşar’ın “Avcı + er” den geldiğini söylemekte, Tomaschek’in “avş=kam” demek olduğunu ve bunun mümkün olamayacağını belirtmektedir.[8] 
Ancak Avşar sözünde “ava hevesli” manasından başlarsak, kelimenin kökünü “Av” sözünde aramak lazımdır. Buna göre av kökünden ( - ş - ar ) ekleri ile meydana gelmiş olması gerekir. Biz böylece Avşar’ın “av” isminden geldiğini kabul etmiş oluyoruz ki, söyleyiş ve anlama bu yöndedir.[9] 
Burada bir hususu belirtmekte fayda vardır. Eski Türkçe’de (f,v) sesleri yoktu ve Türkçe kökenli kelimelerde bu sesler (p,b) sesleriyle karşılanıyordu. (eb-ev, bermek-vermek, bar-var, öpke-öfke vb..) Bu sebeple Afşar/Avşar adı gerçekte Abşar/Apşar şeklinde olmalıdır. Avşar adının kaynağı olan (av) sözünün aslı da (ab/ap) olmalı. Aparmak fiilinin anlamı da bu görüşü desteklemektedir.[10] 
Bu açıdan bakınca Afşar ismine ilk defa M.Ö. 500’lü yıllarda rastlanmaktadır. Artvin’in Hopa İlçesi’nin yerinde bulunan kasaba ve yakınındaki ırmak bu dönem yazarlarınca Absaros diye tanıtılmıştır. M.Ö. 508-500 yıllarında kitabını yazan Skylax buradaki kasaba ve ırmağı Apsaros, M.S. 79’da ölen Plinius Absarus, M.S. 131’de bölgeyi gezen Arrianos Apsaros diye tanıtır. Yunanca’da (c,ç,ş) sesleri olmadığından dolayı ve tekil belirten “os” son ekini çıkarınca bu kelimenin en eskiden Apşar diye söylenen Boz ok kolu Avşar olduğunu anlıyoruz.[11] 
Aynı yıllarda çevre yer isimleri arasında Karkın’et (Karkın boyu), Azgur (Yazgur=Yazır boyu), Tumanis (Tuman=Duman), Kalarç’et (Kalaç=Halaç boyu), Paçan’k (Peçenek boyu) gibi yer adlarının bulunması dikkat çekicidir.[12] 
Görüldüğü üzere Avşar adının manası hakkında çeşitli görüş ve açıklamalar var. Anadolu halk ağzında ise Avşar kelimesi değişik anlamlarda kullanılıyor.[13] 

Afşar : 1. Bir şeyin zıddı, aksi (Eskipazar - Çankırı). 2. Çabuk iş gören, çevik (Lice, Hani – Diyarbakır, Sivas, Ereğli, Ilgın, Haremi Yörükleri ve Aziziye – Konya). 
Afşarı / Afşar : Bel bıçağı, kama, ucu sivri bıçak (Iğdır köyleri). 
Afşarsız : Gelişigüzel (Bahçeli, Bor - Niğde). 
Avşar : 1. Cuma günü (Çaltı-Gelendost - Isparta). 2. Bir Oğuz Boyu (Pınarbaşı - Kayseri; Kadirli, Kozan, Saimbeyli - Adana). 3. Süvari jandarma (Bereketli, Tavas - Denizli, Artova, Dodurga, Zile, Çamlıbel ve köyleri - Tokat, Çakırlar - Konya). 4. Hamarat, becerikli (Cebelibereket - Adana, Gavurdağı - Gaziantep). 5. Yular (Gemlik - Bursa). 6. Pekmezin pişmeden önce şiddetle kaynaması (Konya). 7. Tarhana yaparken pişirilen soğan, biber ve yoğurt karışımı (Eşme civarı - Uşak). 
Avşara gelmemek : Memeli hayvanın sağımı güç olmak (Kars ve çevresi). 
Avşarlan(dır)mak / Avşarlamak : Kızdırmak, işi büyütmek, hiddetlenmek (Elmalı – Antalya). 
Avşar sağmak : Koyunu Avşar usulü sağmak (Kars ve çevresi). 
Oyşar[14] : İri hayvan memesi (İrişli-Bayburt, Selim ve Sarıkamış - Kars). 
Oyşarramak : Hayvanı hızlı hızlı ara vermeden sağma (İrişli-Bayburt, Selim ve Sarıkamış - Kars). 

Bunun yanında günümüzde Çuvaş Türkleri arasında “Yapşar” şeklinde bir kelime vardır ki; bu Avşar ile aynıdır. Başına bir “y” harfi eklendiği görülen kelimenin manası da “eli açık ve cömert”tir.[15] Kazak Türkçe’sinde de Apsar kelimesi vardır ve anlamı “biraz delimsi,delice,atak”tır.[16] 

-------------------------------------------------------------------------------- 
[1] Faruk Sümer, “Avşarlar”, TDAD, S. 62, Ekim 1989, s.119 
[2] Kaşgarlı Mahmut, Divan-I Lügat-İt Türk (Besim Atalay),TDK, Ankara 1986, s.56 
[3] Faruk Sümer, Oğuzlar, TDAV, İstanbul 1992, s.201 
[4] Z. Velidi Togan, Oğuz Destanı,Enderun, İstanbul 1971, s.50 
[5] Faruk Sümer, a.g.e., s.171 
[6] Ebul Gazi Bahadır Han, Şecere-İ Terakime, Tercüman Yay., s.50 
[7] Fuat Köprülü, “Avşar”, İA II, İstanbul 1979, s.28 
[8] Z. Velidi Togan, a.g.e., s.50 
[9] Bahaddin Ögel, Türk Mitolojisi I, TTK, Ankara 1993,s.339 
[10] Nitekim Günümüzde De Bu Tip Söyleyiş Var. Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’nün Bulunduğu Yarımada Apşeron (Avşaran), Adige Cumhuriyeti Başkenti May-Kop (Türkçe Yağı Bol Anlamında) Yakınlarındaki Köy İse Apşeronsky Adını Taşır. 
[11] Kırzıoğlu, “Kars-Anı’da Manuçahr Camisi Ve Minaresi”, TDTD, S. 4 Nisan 1987, s.16. Kırzıoğlu, Kıpçaklar, TTK, Ankara 1992, s.205 
[12] Kırzıoğlu, Kıpçaklar, TTK, Ankara 1992, s.203-09 
[13] Derleme Sözlüğü, TDK, I. Cilt, s.74, 394, Ankara 1993, IX. Cilt, s.3303, Ankara 1977 
[14] Afşar Kelimesi Azeri Ağzında Ovşar / Oyşar Şeklinde De Söylenir. 
[15] F.Kırzıoğlu, Kıpçaklar, TTK, Ankara 1992, s.205 
[16] Hasan Oraltay, Kazak Türkçe'si Sözlüğü, TDAD. Kazakça’da Ş Sesi Genellikle S ’Ye Çevrilir. Çuvaş Ve Kazakçadaki Söyleyiş Tarzı Afşar-Apşar İlişkisini Doğrulamaktadır. 




Afşar Hanedanlığı



Afşar Hanedanı (Farsça: سلسله افشار), 18. yüzyılda İran'a hâkim olmuş Horasanlı bir Türk hanedanıdır. Bu hanedan döneminde, Sasani İmparatorluğu'ndan sonra bu yörenin en büyük İran devleti konumuna gelmiştir.
Hanedanlık 1736 senesinde kendisini İran Şahı ilan eden Nadir Şah tarafından kurulmuştur. Kısa bir süre sonra Afganlara karşı savaş açılarak Kandahar fethedildi. 1738'de Hindistan ülke topraklarına katılarak Delhi kentine girildi, savaş ganimeti olarak aralarında efsanevi Tavuskuşu Tahtı ile Koh-i-Nur elmasının da bulunduğu zengin bir servet ele geçirildi. Hindistan ganimeti o kadar zengindi ki, Nadir Şah seferden döndükten sonra üç yıl boyunca İran'da vergitoplamaya ara verdi.
İlerleyen zaman içinde Nadir Şah fetihlere devam etti, Meşhed kentini başkent yaptı, sırf Afganların gönlünü almak için Şiilik yerine Sünnilik'i destekledi.
1747’de Nadir Şah Afşar’ın öldürülmesinden sonra İran'da hakimiyet kurma mücadeleleri yeniden başladı.



Afşar Hanedanlığı Hükümdarları


  • Nadir Şah (1736-1747)
  • Adil Şah (1747-1748)
  • İbrahim Afşar (1748-1748)
  • Şah Ruh (1748-1796)

Nadir Şah


Kaynakların çokluğuna rağmen Nadir Şah Avşar devrine ait çalışmalar oldukça
azdır. Nadir Şah ve bu arada O’nun dönemindeki Osmanlı-İran mücadeleleri hakkında
Avrupalı ve İranlı araştırmacılar tarafından bir takım çalışmalar yapılmıştır. Bu
çalışmalarda son yıllarda bir artış görülmekle birlikte bunların yeterli olduğu
söylenemez. Ancak ülkemizde umumi tarih çerçevesi haricinde konu ile ilgili müstakil
bir telif eser bir tarafa, merhum Faruk Sümer’in muasır ve telif bazı kaynaklardan
istifade ederek yazdığı kısa fakat değerli birkaç çalışması dışında eser
bulunmamaktadır.
Umumi tarih çerçevesinde olmak üzere İsmail Hakkı Uzunçarşılı38 ile Baron
Joseph Von Hammer’in eserleri, XVIII. yüzyılda Osmanlı-İran muharebelerine dair
verdikleri bilgiler bakımından önemlidir. Prof. Dr. Mehmet Saray da son yıllarda Türkİran
ilişkileri ile ilgili olarak genel mahiyyette yayınlarda bulunmuştur.
Batılı araştırmacılardan Vladimir Minorsky’nin Nadir Şah’ı konu alan
çalışmasında O’nun ortaya çıkışından ölümüne kadar daha çok askeri faaliyetleri
anlatıldığı gibi konu ile ilgili bibliyografya da verilmiştir. İslam Ansiklopedisi “Nadir”
maddesini de müellif yazmıştır42. V. Minorsky’nin Avrupa ve İran kaynaklarından
istifade ederek yaptığı çalışmaları kıymetli ise de yeterli olduğu söylenemez. Çünkü adı
geçen yazar Türk kaynaklarını görmemiştir.

Tebriz'i ele geçirdikten sonra Nahçivan, Revan (Erivan) taraflarına yürümeye hazırlanan
Nadir, bu sırada Meşhed'de bulunan oğlu Rıza Kulu Mirza’dan iki mektup aldı.
Mektuplarda Kandahar hakimi Sultan Hüseyin’in kışkırtmalarıyla isyan eden Abdali
liderlerinden Zülfikar Han, vaktiyle Nadir'in Herat valiliğini tayin ettiği Allahyar Han’ı
bertaraf edip, Herat’a hakim olduğu, daha sonra da Meşhed üzerine yürüyerek Meşhed
surları önünde Nadir’in kardeşi Meşhed valisi İbrahim Han’ı mağlup ettiği, Meşhed'in
imdadına gelinmediği takdirde şehrin Abdalilerin eline geçeceği belirtilmekteydi.

Osmanlı- İran hududundaki son gelişmeler üzerine Osmanlı efkar-ı umumiyesi, bu meselenin
muharebesiz halledilemeyeceğini anlamıştı. O sebeple İran'a karşı yeniden savaş hazırlıklarına başlanmış; vilayet ve sancaklardaki alakalılara emirler gönderilerek padişah III. Ahmet’in 1730 yazında bizzat sefere çıkacağı ve bu hususta hazırlık yapılması emredilmişti. İstanbul’da da hazırlıklar yapılmaktaydı. 
Temmuzda yirmi tug-ı humayun Üsküdar’a nakledilmişti. Rumeli’den ve imparatorluğun diğer muhtelif sancak ve vilayetlerinden gelen kuvvetler durmadan Anadolu yakasına naklediliyordu. Bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Padişahın Üsküdar’a geçme zamanı gelince bizzat sadrazam saraya giderek “Herşey hazır vakt-ı hareket geldi sa’adet buyurun” deyince padişah birkaç saat tereddütten sonra “sefere gitmeyeceğim” cevabını vermişti. Nihayet padişah, yeniçerinin isyanı muhtemel olduğundan istemeyerek
de olsa Üsküdar’a geçmişti. Fakat 4 saat süren muhteşem geçit törenine rağmen senelerce rahata alışan padişah, seferden vazgeçti. Bu sırada İstanbul’daki dedikodular ve gizliden gizliye yapılan propagandalar Sadrazam İbrahim Paşa aleyhine gelişiyordu. Mamafih, Tebriz muhafızı Kara Mustafa Paşa’nın emrindeki 32 bin askerle İstanbul’dan aldığı emirle geri çekildiği, Tebriz'in Nadir tarafından işgali sırasında yaptığı katliam ve 300 kişinin burun ve kulaklarını kestirerek İstanbul’a gönderdiği, Nadir'in Nahçivan, Revan taraflarına yürüdüğü şayiaları ve hatta Sadrazamın Kirmanşah ve Tebriz'i Acem’e sattığı söylentileri İstanbul’da ciddi bir buhran havası estirdi. Esasen bu gelişmeler daha önce var olan kaynaşmaları son haddine ulaştırmış, bardağı taşıran son damla olmuştur. Nitekim yeniçerinin 28 Eylül
1730 Perşembe sabahı Orta Camii’ne ve etrafına kağıtlar dağıtarak başlattıkları hareket, tarihte “Patrona İsyanı” olarak zikredilen isyanı ve III. Ahmet’in tahttan indirilmesine, Damat İbrahim Paşa’nın da asilerce parçalanmasına sebep oldu. Patrona İsyanı hakkında daha geniş bilgi için Bkz: Destari Salih, Destari Salih Tarihi, yay. B. S. Baykal, Ankara1962; Abdi, a.g.e., s.29 vd.; M. Aktepe, Patrona İsyanı..., s.91 vd.



Nadir Avşar’a Suikast ve Öldürülmesi

Geçmişte kendisine çok şey yaptığı Ali Kulu Han’ın isyanına çok kızan Nadir Şah, hem Ali Kulu Han’ı hem de Habuşan’da at sürülerini yağmalayan Habuşan Kürtlerini cezalandırmak üzere 16.000 kişilik ordusuyla Meşhed'den ayrıldı. O, Meşhed'den ayrılmadan önce kendisi ve ailesi aleyhine gelişen durumu fark etmiş olmalı ki, oğullarını ve torunu Şahruh Mirza’yı hazinesi ile birlikte Kelat’a gönderdi. 19 Haziran 1747’de Habuşan’a gelen, Nadir Şah, ordugahını Fethabad’a iki fersah mesafede kurdu. Burada bulunduğu sırada emrinde bulunan ve kendisini canı gönülden destekleyen, Abdali ve Özbek ileri gelenleri ordudaki kızılbaş ileri gelenlerinin idam edilmesini teklif ettiler. Bu haber ordu içinde duyulunca Şii ileri gelenleri ile ordudaki bazı hanlar endişeye düşerek, Nadir Şah'ı öldürmeye karar verdiler. Nitekim, bir gece Kaçar Muhammed Han, Salih Han, Muhammed Han, Urumiye Afşarlarından Koca Bey, Gündüzlü, Eberlü Afşarlarından Musa Bey ve 70 kadar kişi Nadir Şah'ın ordugahına doğru ilerlediler. Ancak suikastçılar Şah'ın yattığı çadıra yaklaştıkça, çoğu Nadir Şah'tan korktuklarından çadıra girmeye cesaret edemediler. Sadece Muhammed Han Kaçar, Salih Han ve bir başka cesur kişi görevli nöbetçileri boğazlayarak, Şah'ın çadırına girdiler. Suikastçıları görünce bir anda yatağından fırlayan Nadir Şah, Salih Han’a küfürler yağdırıp kılıcını çekerek suikastçilerin üzerine atıldı. Fakat, ayağı çadırın bağlarından birine takılarak düştü. Nadir Şah, ayağa kalkmadan Salih Han kılıcıyla O’nun ellerinden birini kesti. Muhammed Kaçar Han da başını kesti. Suikastten sonra başı tacıyla birlikte 20 Haziran 1747’de yeğeni Ali Kulu Han’a gönderildi. Nadir Şah'a suikast sırasında karargahta büyük bir karışıklık meydana geldi. Haberi öğrenen Abdali komutan Ahmet Şah, emrindeki 4.000 askeriyle süratle suikastın düzenlendiği yere hareket etti. Ancak 6000 kızılbaş yolları tutmuştu. Buna rağmen Ahmet Şah, karargaha kadar ilerlemeyi başarmıştır. Daha sonra da Kandahar'a çekilmiştir. Tarihin ne garip cilvesidir ki, suikastçilerin bir ikisi hariç, geri kalanı Nadir Şah'ın kendi boyu olan Afşarlara mensup idiler. Onlar Nadir Şah tarfından yetiştirilip bu mevkilere getirilmişlerdi. Aslında bu emirlerin hükümdarlarını
öldürmelerinin sebebi sadece kendi hayatlarını tehlikede görmeleri de değildir. Bunun
yanında Nadir Şah'ın yeğeni Ali Kulu Han onları tahrik etmiştir ki, Hanway’ın ifadesine inanılacak olursa Ali Kulu Han, amcasının katlinden sonra, O’nu kendisinin öldürttüğünü itiraf etmiştir


Mitoloji Kervanı. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Google Analytics